Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Uğur Mumcu cesaretiyle yaşamak*

GAZETECİLİK VE KİŞİSEL BİR BAŞLANGIÇ ·           Bu metni hazırlama nedenim üzerine düşünürken gazetecilik adına benzer kaygıları yaşadığımızı bildiğim pek ç ok meslek büyüğümü, meslektaşımı düşündüm. Şöyle dedim kendime: Aramızdan bazılarımızın, bazen hepimiz adına bir ses olması gerekiyor. Sen şimdi bu sessin. Mesleğin adına, meslektaşların adına konuş! Sosyal medyadan bu etkinliğin duyurusunu da öyle yaptım. Dedim ki; “Gümbür gümbür yok olup giden bir meslek adına kaygılarımızı dillendirmeye, Uğur Mumcu'nun gazetecilik cesaretinin hepimize bulaşmasını dilemeye gidiyorum. Dilim döndüğünce, elimden geldiğince...” Bu mesleğ e, tam da U ğ ur Mumcu ’nun katledildiği yılın sonunda, katledildiği yerde, Ankara’da başladım. Mumcu öldürüldüğünde Ankara Ü niversitesi İletişim Fakültesi’nde ikinci sınıf öğrencisiydim. Sömestr tatilindeydik, pazar günüydü. İzmir’de, evdeydim. Televizyonda Halit Kıvanç’ın programı vardı, birden kırmızı şeritli bir alt ya...

Medyadan çok ses çıkıyor, duyuyor musunuz?

Kalemin düşüşü çok ses çıkarır. Çarpmanın etkisinden midir sesin yankısından mı; kalem parçalanınca söz kırılır, hikâyeler dökülür. Ki onlar, dünya var olduğundan bu yana parmağımızın rehberliğinde yazılanlardır. Toprağa, kuma çizdiklerimiz; mağara duvarlarına, kil tabletlere, taşa yonttuklarımız ile başlayan kadim bir düşünce, duygu ve bilgi tarihidir. Kalemin icadından çok önce birikmeye başlayanlardır.  İnsan bu... Koldan bacaktan, iç organlardan olduğu kadar hikâyesinden de müteşekkil. Yazıp çizdikleri de bir uzvu onun. Parmağını kalem bellemesinden belli... Çiviyle tabletlere, taşlara resimler yontmadan evvel toprağa, kuma şekiller çizdiği parmakları meğer o sebepten bugün, klavyeyle dans etmekte. Bedeni gibi sözüne de iyi bakmalı insan. Kırılıp dökülmeler iyi gelmez zira. Nitekim insan, bugün epey hasta...  Kalem düştü, yere hızla çarptı, dağıldı, hikâyeler dört bir yana saçılıp sahipsiz kaldı. Demek ki bir vakitler yazıdan Babil Kulesi kurmaya niyetlenen kalem,...

Okuduklarınızla gurur duyun!

Yılda bilmem kaç bin kitabın basıldığı, medyadan reklamla karışık yazar haberlerinin fışkırdığı kültür endüstrisi dünyasında iyi okur olma gayretinde misiniz? İyi yazar ve iyi kitabın peşinde misiniz? Borges gibi okuduklarınızla gurur duymak mı istiyorsunuz? Benim gibi yapın; yazar ve şair Onur Caymaz'ın, eşi benzeri olmayan Yaratıcı Okurluk Atölyesi’ne katılın.  İnsanlığın henüz resimlerle yazıştığı dönemlerden bugüne uzun bir yolculuğa çıkaracak sizi. Kadim dillerin gölgesinde, her harf için bir kitap düşecek payınıza. Manayı ve hakikati sorgulayacak, yaklaşık 250 kitaplık bir listeyle ayrılacaksınız ama atölyenin etkisi bir ömür sürecek.  "Baz ıları, yazdıklarıyla övünebilir, bense okuduklarımla gurur duyuyorum." Arjantinli yazar Jorge Luis Borges gibi okuduklarımla gurur duymak istiyorum. İyi kitapları seçme konusunda fena olmasam da bazen zamanın ruhuna aldandığım oluyor. O zaman kendimi hemen klasiklerin güvenli kollarına atıyorum. Tarih sınavından ...

Ah Mana Mu* dünyayı savaşlar şekillendiriyor, hâlâ!

Handan Gök ç ek’in ailesinin hikâyesinden yola çıkarak yazdığı mübadele romanı “Ah Mana Mu”, yine bir savaşın ortasında, onun yol a ç tığı kitlesel göç yaşanırken üçüncü baskısını yaptı. Ah Mana Mu'da mübadilleri, Elenika’da linç edilen Rum azınlıkları odağına alan, öykülerinde şiddete ve ayrımcılığa karşı sesini yükselten yazar, "Benim derdim, ötekilerle. Belki de büyüklerimin yaşadığı travma, genlerime işledi" diyor. Dünyaya şeklini yine savaşlar veriyor; coğrafi ve beşeri sınırlar yine savaşlarla ç iziliyordu. Anadolu ve Yunanistan’da vakitlerden, mübadele vaktiydi. Yatağı değiştirilen nehirler gibiydi hayatlar. O ailelerden birinin hikâyesi, üç kuşak sonra, “ Ah Mana Mu ” (Ah, anneciğim!) diye seslendi bize. Hayatından bir par ç ayı Yanya’dan Mersin Limanı'na gelirken mübadele yollarında bırakan Rena ile Sakuş’un acısını, İzmirli torunları Handan Gök ç ek yazdı. Roman, 2010 yılından bu yana kendi yolunda usul usul yürüdü. İlköğretim sekizinci sınıf ...

"Şairler yakılıyorsa ülkende, sen de şiir yaz çocuk"

Şair, öykücü, denemeci, romancı, öğretmen, dergici, yayıncı, editör... Aydınlanmanın ışığı, Hüseyin Yurttaş'ın kaleminden yayılıyor, yarım yüzyıldır. TÜYAP'ın 16 - 24 Nisan 2016 tarihleri arasında düzenlediği 21. İzmir Kitap Fuarı'nın onur konuğu Yurttaş, karanlığın karşısında edebiyatla duruyor.  Kentte yetişmemiş bir şair olarak kırsalın zenginlikleriyle yürümüş, ebediyatın derin sularına. "Çocukluk ülkesi" Kozbeyli'de açtığı gözleri büyüdükçe, kitapla yıkamış beynini. Çünkü, "kitap / yele verilen sözün özü / kitap / karanlığa tuzak / kitap / ışığın hüzmesi / zindana inat! / dediler oku / dediler yaz / bununçün besleyip büyüttü seni bu toprak!" Mini mini beyinlere 18 yıl aydınlığı öğretişi, bilgiyi paylaşmayı önemsemesinden. Usta Türkçesinden çocuk edebiyatı da alıyor payını. Öğretmen iken tam bir öğretmen, yayıncıyken tam bir yayıncı... Ama aslı şair, yazar Hüseyin Yurttaş'ın. Diğer kimlikleri, kalem gücünün üstünde yüksel...